
Dünya, klasik savaşlardan hibrit savaşlara evrilmiş bir dönemi yaşamaktadır. Artık tanklar kadar medya, füze sistemleri kadar ekonomik yaptırımlar, askerî ittifaklar kadar istihbarat operasyonları belirleyici hâle gelmiştir. Bu çerçevede üç önemli aktör; Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran; sadece bölgesel değil küresel denklemde kritik konumdadır.
ABD’nin temel stratejisi, II. Dünya Savaşı sonrası kurduğu uluslararası düzeni sürdürmek ve dolar merkezli ekonomik sistemi korumaktır. Bunun için:
Enerji yollarının kontrolü
Deniz ticaret hatlarının güvenliği
NATO ve bölgesel ittifakların devamı
Rakip güçlerin (Çin, Rusya, İran) çevrelenmesi
öncelikli başlıklardır. ABD doğrudan savaşmak yerine çoğu zaman vekâlet savaşlarını tercih eder. Ekonomik yaptırımlar, siyasi baskı ve istihbarat operasyonları, klasik savaşın yerini almış durumdadır.
İsrail’in güvenlik anlayışı, “tehdit sınır dışında durdurulmalıdır” prensibine dayanır. Özellikle:
İran’ın nükleer programı
Hizbullah ve bölgesel milis yapılanmaları
Gazze ve Batı Şeria merkezli direniş hareketleri
İsrail açısından varoluşsal tehdit olarak görülmektedir. İsrail için mesele yalnızca savunma değil, bölgesel üstünlüğün korunmasıdır. Bu nedenle askeri operasyonlar kadar diplomatik ve istihbarî faaliyetler de yürütülmektedir.
İran, devrim sonrası dış politikasını “direniş ekseni” üzerine inşa etmiştir. Bölgesel nüfuzunu:
Irak
Suriye
Lübnan
Yemen
üzerinden artırmaya çalışmaktadır. İran için ABD ve İsrail, ideolojik ve stratejik rakiptir. Ancak İran doğrudan geniş çaplı savaş yerine asimetrik savaş yöntemlerini tercih etmektedir.
Bugün dünyada yaşanan çatışmaların bir kısmı fiilî savaş, bir kısmı ise psikolojik harp boyutundadır.
Bölgesel sıcak çatışmalar
Sınır ötesi operasyonlar
Silahlı milis faaliyetleri
Ekonomik ambargolar
Medya üzerinden kamuoyu yönlendirmesi
Sosyal medya dezenformasyonu
Tehdit algısının büyütülmesi
İç politikayı konsolide etme amaçlı dış düşman söylemi
Artık savaş sadece cephede değil; ekranlarda, finans piyasalarında ve diplomasi masalarında yürütülmektedir.
Derin analiz yapıldığında üç temel başlık öne çıkmaktadır:
Enerji ve Ticaret Koridorları
Doğu Akdeniz, Basra Körfezi ve Kızıldeniz hattı; enerji taşımacılığı açısından hayati önemdedir.
Yeni Dünya Düzeni
ABD merkezli düzen zayıflarken; Çin-Rusya ekseni yükselmektedir. İran bu eksenin bölgesel ayağıdır.
Bölgesel Güç Dengesi
Türkiye, İran, İsrail ve Arap ülkeleri arasındaki denge; Ortadoğu’nun geleceğini belirlemektedir.
Türkiye; NATO üyesi olmasına rağmen bölgesel bağımsız politika yürütmeye çalışmaktadır. Bu denge siyaseti hem avantaj hem risk barındırmaktadır.
Türkiye için en büyük tehlike:
Mezhep çatışmasının derinleşmesi
Sınır güvenliğinin zayıflaması
Ekonomik kırılganlığın artması
Türkiye’nin çıkarı; doğrudan bir bölgesel savaşın dışında kalmak ve diplomatik dengeyi korumaktır.
Bugün yaşananlar tamamen bir tiyatro değildir. Gerçek güç mücadelesi vardır. Ancak bu mücadele klasik topyekûn dünya savaşı formatında değil; kontrollü gerilim, vekâlet savaşları ve psikolojik harp üzerinden yürütülmektedir.
Küresel aktörler doğrudan büyük savaş riskini göze almamaktadır. Çünkü böyle bir savaşın kazananı olmayacaktır. Bu nedenle krizler kontrollü biçimde yükseltilmekte ve gerektiğinde düşürülmektedir.
En büyük bedeli ise her zaman halklar, masum siviller ve askerler ödemektedir.
Savaşın stratejik analizinden daha önemli olan bir gerçek vardır:
Bayrak uğruna can verenlerin aziz hatırası.
Jeopolitik hesaplar yapılırken; bir annenin evladını, bir eşin hayat arkadaşını, bir çocuğun babasını kaybettiği gerçeği unutulmamalıdır.
Dünya güçleri satranç oynarken, bedelini milletler öder. Bu nedenle barış diplomasisi, güçlü savunma ve milli birlik en hayati meseledir.